7 Eylül 2019 Cumartesi

TRAFİK KAZASI NETİCESİNDE ÖLÜM NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ

UZUN SÜRELİ KİRALAMALARDA İŞLETEN SIFATI - TRAFİK KAZASI NETİCESİNDE ÖLÜM NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ  - HUSUMET

Özet: Davalı sürücünün idaresindeki sulama tankeri, trafikte ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olup, iki ayrı sözleşme ile uzun süreli ... A.Ş.'ne şoförsüz olarak kiralanmış ve ... A.Ş. bünyesinde görevli sürücü ... idaresinde iken kaza meydana gelmiştir. Bu halde, aracın işleteni uzun süreli araç kiralama sözleşmeleri gereğince davalı ...'ndan ayrı ve bağımsız tüzel kişiliği olan ... A.Ş. olduğuna göre, diğer davalılar ... Büyükşehir Belediyesi ve ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti.'nin işleten sıfatları olmadığından zarardan sorumlulukları bulunmamaktadır. Bu durumda, işleten sıfatı bulunmayan davalılar belediye ve ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti. hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, tazminattan sorumluluklarına karar verilmesi doğru görülmemiştir. T.C. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E: 2016/5965 K: 2019/1560 K.T.: 18.02.2019 Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

 -K A R A RDavacı vekili, asıl ve birleşen davada 12.06.2013 tarihinde, davalıların işleten, sürücü ve maliki bulundukları sulama tankeri ile davacıların eş/baba/oğul/kardeşi ... idaresindeki aracın çarpışması sonucu ...'nın vefat ettiğini belirterek, davacı eş ... ve kızı ... için 30.0000,00'er TL, anne ... için 20.000,00 TL, kardeş ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile davacı... için 20.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL, ... için 7.000,00 TL ve ... için 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 12.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde ve özellikle, oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi heyet raporunda belirtilen kusur oranının ve manevi tazminatın takdirinde B.K.nun 47. maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nasafet kuralları çerçevesinde hüküm kurulmuş olmasına göre, davalılar ... ve .... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. 2- Davalılar ... ve ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti. vekillerinin temyiz itirazları yönünden; 2918 sayılı KTK'nun 3.maddesinde işletenin tarifi yapılmış olup buna göre işleten; "araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır" hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, davalı sürücünün idaresindeki sulama tankeri, trafikte ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olup, iki ayrı sözleşme ile uzun süreli ... AŞ.ne şoförsüz olarak kiralanmış ve ... AŞ bünyesinde görevli sürücü ... idaresinde iken kaza meydana gelmiştir. Bu halde, aracın işleteni uzun süreli araç kiralama sözleşmeleri gereğince davalı ...'ndan ayrı ve bağımsız tüzel kişiliği olan ... AŞ olduğuna göre, diğer davalılar ... Büyükşehir Belediyesi ve ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti.'nin işleten sıfatları olmadığından zarardan sorumlulukları bulunmamaktadır. Bu durumda, işleten sıfatı bulunmayan davalılar belediye ve ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti. hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, tazminattan sorumluluklarına karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... ve .... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 2.117,22 TL kalan onama harcının temyiz eden davalılar ... ve ....'den alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılar ... ve ... Turizm Nak. Servis İşlt. İnşaat Elekt. San. Tic. Ltd. Şti.'ne geri verilmesine, 18/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi. 
(BU KARAR EMSAL.CO SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.)

5 Eylül 2019 Perşembe

Ziynet Eşyası Alacağı Davasında Zamanaşımı


DÜĞÜNDE TAKLILAN ZİYNET EŞYASINDAN KAYNAKLANAN ALACAK DAVASINDA ZAMANAŞIMI

Eşler arasında boşanma sürecine girildikten sonra ortaya çıkan problemlerden birisi de düğünde takılan ziynet eşyalarının durumudur.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, eşler arasındaki boşanma davası sonuçlanıp boşanma kararı kesinleşmeden, ziynet eşyaları davasında bir karar verilemez. Ziynet eşyalarından kaynaklanan alacak davası, boşanma davası ile birlikte açılabileceği gibi, boşanma davasından bağımsız olarak ayrı bir dava olarak da açılabilir.

Ziynet eşyalarından kaynaklanan alacak davası ne zamana kadar açılmalıdır?

Düğünde takılan altınlardan kaynaklanan ziynet eşyası alacağı davasını iki şekilde inceleyerek zamanaşımı durumunu değerlendirmek gerekir.

1- Eğer ziynet eşyalarının aynen iadesi isteniyorsa, bu durumda bu alacak davası her hangi bir zamanaşımı süresine tabi değildir. Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra her zaman açılabilir.

2- Eğer ziynet eşyalarının aynen iadesi mümkün değilse bu durumda ziynet eşyalarının bedelinin ödenmesi talep edilecektir. Bu durumda Borçlar Kanunundaki genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı gündeme gelecektir. Yani bu durumda boşanma kararının kesinleşmesinden sonra bu dava 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmalıdır.

Zamanaşımı süresi ne zaman başlar ?

Yukarıda da belirtilmiş olduğumuz gibi, bu 10 yıllık zamanaşımı süresi, boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlar.    

26 Mart 2019 Salı

Hukuk Muhakemeleri Kanununa Göre ve İcra İflas Kanununa Göre 2019 Yılı Parasal Sınırlar


02.12.2016 tarihli 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 40. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkrasında yer alan 1.500 TL tutarındaki istinaf sınırı 3.000 TL’ye, 41. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında yer alan 25.000 TL tutarındaki temyiz sınırı 40.000 TL’ye yükseltilmiştir. Bu artışlar, 6763 sayılı Kanun’un yayınlandığı 02.12.2016 tarih itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Ayrıca 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 6763 sayılı Kanun’un 44. maddesi ile de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na ek madde (Ek Madde 1) eklenerek hem miktarları artırılan istinaf ve temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) hem de senetle ispat sınırı (HMK m. 200), senede karşı tanıkla ispat yasağı sınırı (HMK. m. 201) ve temyizde duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırların Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. 30.11.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:503) ile 2018 yılı için yeniden değerleme oranı %23,73 olarak tespit edilmiş ve ilan edilmiştir. Bu oran esas alınarak, 2019 yılı takvim başından itibaren Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200, 201, 341, 362, 369. maddelerinde öngörülen parasal sınırların miktarları tespit edilmiştir. 

Senetler İspat Zorunluluğu – Tanıkla İspat Yasağı : 

2019 yılı için senetle ispat zorunluluğuna ve senede karşı tanıkla ispat yasağına ilişkin parasal sınır, 2.960 x % 23,73 = 702,408 + 2.960,00 = 3.662,408 TL.’dir. Ancak 6763 sayılı Kanun’la Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Ek Madde 1 uyarınca her takvim yılı başından itibaren yeniden değerleme oranı uygulanarak belirlenen bu parasal sınırın on Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmaması öngörülmüştür. Buna göre, maddedeki parasal sınır, 2019 yılı için 3.660,00TL olarak belirlenmiştir. 

İstinaf Sınırı : (HMK 341)

2018 yılı için miktar ve değere bağlı olarak ilk derece mahkemesinde verilen kararın istinaf edilebilmesine ilişkin parasal sınır 3.560,00 TL olup, 503 nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 2019 yılı için % 23,73 oranında artırılarak uygulanacaktır. Şu durumda 2019 yılı için miktar ve değere bağlı olarak ilk derece mahkemesinde verilen kararın istinaf edilebilmesine ilişkin parasal sınır, 3.560,00 x % 23,73 = 844,788 + 3.560,00 = 4.404,788 TL.’dir. Ancak 6763 sayılı Kanun’la Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Ek Madde 1 uyarınca her takvim yılı başından itibaren yeniden değerleme oranı uygulanarak belirlenen bu parasal sınırın on Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmaması öngörülmüştür. Buna göre, maddedeki parasal sınır, 2019 yılı için 4.400,00 TL olarak belirlenmiştir. 

Temyiz Sınırı : (HMK 362)

2018 yılı için istinaf sonrası temyiz sınırı 47.530,00 TL olup, 503 nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 2019 yılı için % 23,73 oranında artırılarak uygulanacaktır. Şu durumda 2019 yılı için istinaf sonrası temyiz edilebilirlik sınırı, 47.530,00 x % 23,73 = 11.278,869 + 47.530,00 = 58.808,869 TL.’dir. Ancak 6763 sayılı Kanun’la Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Ek Madde 1 uyarınca her takvim yılı başından itibaren yeniden değerleme oranı uygulanarak belirlenen bu parasal sınırın on Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmaması öngörülmüştür. Buna göre 2019 yılı için Temyiz Sınırı 58.800 TL olarak belirlenmiştir.

Pazarlık Suretiyle Satış Sınırı :  (İİK 119)
2019 yılı için Pazarlık suretiyle satış sınırı  4.560,00 TL olarak belirlenmiştir. 

İflâs İdaresinin Sulh Olma Ve Tahkim Yapma Sınırı : (İİK 226)
2019 yılı için İflâs idaresinin sulh olma ve tahkim yapma sınırı 9.260,00 TL olarak belirlenmiştir.

Fevkalade mühlete tabi olma sınırı : (İİK 326)
2019 yılı için  Fevkalade mühlete tabi olma sınırı  2.190,00 TL olarak belirlenmiştir. 

İstinaf Sınırı : (İİK 363)
2019 yılı için İstinaf sınırı 10.280,00 TL olarak belirlenmiştir. 
Temyiz Sınırı : (İİK 364)

2019 yılı için Temyiz sınırı 40.000,00 TL’dir. 









19 Mart 2019 Salı

Manevi Tazminat Davasında Ölenin Kusuru Yoksa Kusur Oranlarının Tespitine Gerek Yoktur


T.C. YARGITAY 21. Hukuk Dairesi
Esas No::2017/2211
Karar No: 2017/3704
Karar Tarihi: 08.05.2017

MANEVI TAZMINAT DAVASI - ÖLÜMLÜ IS KAZASI - ÖLENIN OLAYDA HIÇ KUSURUNUN BULUNMADIGI - IS KAZASININ MEYDANA GELMESINDE KUSURU BULUNANLAR ARASINDAKI KUSUR DAGILIMININ ILERDE KENDI ARALARINDA AÇILABILECEK RÜCU DAVASINDA YENIDEN DEGERLENDIRILEBILECEGI

ÖZET: Ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadıgının anlasılıp is kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dagılımının ilerde kendi aralarında açılabilecek rücu davasında yeniden degerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı sirket ile Türkiye Kömür Isletmeleri Kurum Genel Müdürlügü vekillerinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması
gerekir.

(6331 S. K. m. 4, 5, 10, 19) (4857 S. K. m. 2, 77) (6098 S. K. m. 56, 417) (818 S. K. m. 47, 332)
(YHGK. 09.10.2013 T. 2013/21-102 E. 2013/1456 K.) (YHGK. 20.03.2013 T. 2012/21-1121 E.
2013/386 K.) (YHGK. 23.06.2004 T. 2004/13-291 E. 2004/370 K.)

Davacılar murisinin, is kazası sonucu ölümünden dogan manevi tazminatın ödetilmesine karar
verilmesini istemistir.

Ilk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi üzerine davalılar vekillerince istinaf
kanun yoluna basvurulmustur.

Bölge Adliye Mahkemesince, davalılar vekillerinin istinaf basvurularının esastan reddine karar
verilmistir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteginin
süresinde oldugu anlasıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kagıtlar
okunduktan sonra isin geregi düsünüldü ve asagıdaki karar tespit edildi.

Dava, sigortalının is kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının manevi zararlarının giderilmesi
istemine iliskindir.

Ilk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle, davanın kabulüne dair verilen karara karsı davalılar ... ve .... vekilleri tarafından istinaf yoluna basvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nce istinaf basvurusunun esastan reddine karar verilmistir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, ruhsat sahibi ... olan ... yer altı sahasındaki kömür üretim
isinin davalı ... tarafından 22/07/2006 tarih ve 24046 yevmiye sayılı noter onaylı hizmet alım
sözlesmesi ile ... . Mad. Tur. San. ve Tic. AS.'ne verildigi ancak 30/10/2009 tarihinde davalı ...'nün
muvafakati ile kömür üretim isinin aynı sartlar altında ....'ne devredildigi anlasılmaktadır. Sözlesmenin eki konumundaki Teknik Sartname'nin 2. maddesinde isin konusunun "1. maddede cins,
mevkii ve sınır koordinatları belirtilen sahadan, idare tarafından bir kısmı yüklenicinin kullanımına
bedelsiz olarak verilecek bina, tesis, makine, teçhizat, ve yeraltı galerileri ile yüklenicinin temin
edecegi ilave makine, teçhizat, tesis ve personel ile bütün masraflar yükleniciye ait olmak üzere yeraltı isletme yöntemi ile kömür üretme isi" olarak tanımlandıgı, bu kapsamda sahada mevcut bulunan salt tesisleri, jeneratör, karo sahası, vantilatör tesisi, kompresör tesisi, tertip binası, isçi banyoları, lambahane, teshin merkezi, atölye, pres, kül tesisi, kriblaj tesisi, nefeslik vb. gibi tesislerle, Teknik Sartname'nin EK-2 listesinde tanımlanan makine ve teçhizat yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak bırakıldıgı, EK-12 olarak tanımlanan listede isin yapılacagı yeraltı maden ocagında idareye ait zincirli ve bant konveyörler bulundugu görülmektedir. Teknik Sartname'de yüklenici tarafından yapılacak is programının ve isletme projesinin davalı ...'ne sunulacagı, programın veya projenin yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların idarece verilen süre içerisinde giderilecegi, idarece onaylanan uygulama projesine yüklenicinin aynen uymak zorunda oldugu, uygulama projesinde ancak idarenin onayı ile revizyon yapılabilecegi, sözlesmenin eki olan Idari Sartname'nin 7.3.2 maddesinde yüklenicinin çalıstıracagı isletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlendigi, Sözlesmenin eki olan Hizmet Isleri Genel Sartnamesi'nin 11. maddesinde ise, idarenin, uygunsuz davrandıgı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz oldugu kanısında oldugu veya isyerinde çalıstırılmasında sakınca gördügü her kademe ve nitelikteki elemanların is basından ve isyerinden uzaklastırılmasını isteyebilecegi, yüklenicinin buna uymak zorunda oldugu kurallar getirilmistir.
Dosya kapsamından meydana gelen is kazası dolayısı ile alınan bilirkisi kusur raporlarının tamamında ölen veya yaralanan sigortalılara kusur izafe edilmemistir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı Is Saglıgı ve Güvenligi Kanunu'nun "Isverenin Genel
Yükümlülügü" kenar baslıklı 4. maddesine göre;
"(1) Isveren, çalısanların isle ilgili saglık ve güvenligini saglamakla yükümlü olup, bu çerçevede;
a) Mesleki risklerin önlenmesi egitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması,
organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin saglanması, saglık ve güvenlik tedbirlerinin
degisen sartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyilestirilmesi için çalısmalar yapar.
b) Is yerinde alınan is saglıgı ve güvenligi tedbirlerine uyulup uyulmadıgını izler, denetler ve
uygunsuzlukların giderilmesini saglar.
c) Risk degerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç) Çalısana görev verirken, çalısanın saglık ve güvenlik yönünden ise uygunlugu göz önüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dısındaki çalısanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere
girmemesi için gerekli tedbirleri alır.
(2) Isyeri dısındaki uzman kisi ve kuruluslardan hizmet alınması, isverenin sorumluluklarını ortadan
kaldırmaz.
(3) Çalısanların is saglıgı ve güvenligi alanındaki yükümlülükleri, isverenin sorumluluklarını etkilemez.
(4) Isveren, is saglıgı ve güvenligi tedbirlerinin maliyetini çalısanlara yansıtamaz.".
Aynı kanunun " Risklerden Korunma Ilkeleri " kenar baslıklı 5. maddesine göre,
"(1) Isverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde asagıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.
a) Risklerden kaçınmak.
b) Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.
c) Risklerde kaynagında mücadele etmek.
ç) Isin kisilere uygun hale getirilmesi için isyerlerinin tasarımı ile is ekipmanı çalısma sekli ve üretim
metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalısma ve üretim temposunun saglık ve
güvenlige olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.
d) Teknik gelismelere uyum saglamak.
e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla degistirmek.
f) Teknoloji, is organizasyonu, çalısma sartları, sosyal iliskiler ve çalısma ortamı ile ilgili faktörlerin
etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası gelistirmek.
g) Toplu korunma tedbirlerine, kisisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.
g) Çalısanlara uygun talimatlar vermek."
Yine 6331 sayılı Kanun "Risk Degerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Arastırma" karar baslıklı 10.
maddesinde su hüküm düzenlenmistir.
"(1) Isveren, is saglıgı ve güvenligi yönünden risk degerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla
yükümlüdür. Risk degerlendirmesi yapılırken asagıdaki hususlar dikkate alınır.
a) Belirli risklerden etkilenecek çalısanların durumu,
b) Kullanılacak is ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,
c) Isyerinin tertip ve düzeni,
ç) Genç, yaslı, engelli, gebe veya emziren çalısanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın
çalısanların durumu,
2) Isveren, yapılacak risk degerlendirmesi sonucu alınacak is saglıgı ve güvenligi tedbirleri ile
kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.
(3) Isyerinde uygulanacak is saglıgı ve güvenligi tedbirleri, çalısma sekilleri ve üretim yöntemleri,
çalısanların saglık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve isyerinin idari
yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.
(4) Isveren, is saglıgı ve güvenligi yönünden çalısma ortamına ve çalısanların bu ortamda maruz
kaldıgı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve arastırmaların yapılmasını saglar."
Görüldügü üzere, isverenin çalısanlarla ilgili saglık ve güvenligi saglama yükümlülügünün çerçevesi,
6331 sayılı Is Saglıgı ve Güvenligi Kanununun 4. maddesinde çizilmistir. Bu çerçevede isverenin, "
Çalısanların isle ilgili saglık ve güvenligini saglamakla yükümlü oldugu belirtildikten sonra, yapacagı
ve uymakla yükümlü bulunacagı bir takım esaslara yer verilmistir. Bunun gibi 5. maddede isverenin
anılan yükümlülüklerle gerçeklestirecegi koruma sırasında uyacagı ilkeler belirlenmistir. 10. maddede
ise isyerinde saglık ve güvenlik saglanırken, isverenin yapacagı risk degerlendirmesi çalısmasında
dikkate almakla yükümlü bulundugu hususlar belirlenmistir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102
Esas, 2013/1456 Karar)
Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karsılıgı
olarak çagdas yaklasımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2.
fıkrasında; "Isveren, is yerinde is saglıgı ve güvenliginin saglanması için gerekli her türlü önlemi
almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; isçilerde is saglıgı ve güvenligi konusunda alınan
her türlü önleme uymakla yükümlü" olacagı belirtilerek, Is Kanununun mülga 77/1. maddesiyle
bütünlük saglandıgı gibi 3. fıkrasında; "Isverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözlesmeye
aykırı davranısı nedeniyle isçinin ölümü, vücut bütünlügünün zedelenmesi veya kisilik haklarının
ihlaline baglı zararların tazmini sözlesmeye aykırılıktan dogan sorumluluk hükümlerine tabi" oldugu
hükme baglanmak suretiyle, hizmet sözlesmesinden kaynaklanan sorumlulugun hukuki niteligi
konusunda tartısmalar sona erdirilmis, sözlesmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut
bütünlügünün zedelenmesine veya kisilik haklarının ihlaline baglı zararların tazmininde sözlesmeden
dogan sorumluluk hükümlerinin uygulanacagı öngörülmüstür.
4857 sayılı Is Kanununun mülga 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı Is Saglıgı ve Güvenligi Kanunu 4. ve 5. maddeleri isverenin yükümlülüklerini, 19. madde de çalısanların yükümlülüklerini çagdas anlayısıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya
koymus ve kusur sorumlulugunun sınırlarını kusursuz sorumlulugun sınırlarına yaklastırmıstır.
6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan is saglıgı ve güvenligi
yönetmelikleri hükümlerini isverenin sorumlulugunu objektiflestiren kriterler olarak degerlendirmek
gerekmektedir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik is kurallarına uyulmaması isverenin kusurlu
davranısı olarak kabul edilmelidir. Ancak isveren sadece anılan yazılı kurallara degil, yazılı olmayan
ve teknolojinin gerekli kıldıgı önlemlere aykırı davrandıgında da kusurlu görülerek olusan zararı
karsılamalıdır.
Öte yandan objektiflestirilen kusur, kusur sorumlulugunu kusursuz sorumluluga yaklastırsa da, onu
kusursuz sorumluluk haline dönüstüremez. Çünkü, bazı istisnalar dısında isverenin sorumlulugu için
kusurun varlıgı sarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektiflestirilmis kusur sorumlulugu ilkesi geregince isverenin sorumlulugunu oldukça genisletmistir.
Isvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet bagının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta oldugu gibi kusur
sorumlulugunda da illiyet bagı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kisinin agır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bagının kesildiginin ispatı halinde, isverenin sorumluluguna gidilmesi mümkün degildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Yargılamaya konu ihtilafın saglıklı biçimde çözülmesi için asıl isveren-alt isveren kavramlarının da
açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir is sözlesmesine dayanarak çalısan gerçek kisiye isçi, isçi
çalıstıran gerçek veya tüzel kisiye yahut tüzel kisiligi olmayan kurum ve kuruluslara isveren, isçi ile
isveren arasında kurulan iliskiye is iliskisi denir.
Is Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir isverenden, isyerinde yürüttügü mal veya hizmet
üretimine iliskin yardımcı islerinde veya asıl isin bir bölümünde isletmenin ve isin geregi ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren islerde is alan ve bu is için görevlendirdigi isçilerini sadece bu isyerinde aldıgı iste çalıstıran diger isveren ile is aldıgı isveren arasında kurulan iliskiye asıl isveren-alt isveren iliskisi denir. Bu iliskide asıl isveren, alt isverenin isçilerine karsı o isyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, is sözlesmesinden veya alt isverenin taraf oldugu toplu is sözlesmesinden dogan
yükümlülüklerinden alt isveren ile birlikte sorumludur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile isçilerin Is Kanunu'ndan, sözlesmeden ve toplu is
sözlesmesinden dogan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmistir. Aksi halde, 4857 sayılı
Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen isverenlerin isin bölüm veya
eklentilerini muvazaalı bir biçimde baska kisilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması
mümkün olurdu.
Asıl isveren ile alt isverenin birlikte sorumlulugu "müteselsil sorumluluktur". Asıl isveren, dogrudan bir hizmet sözlesmesi bulunmamakla birlikte Is Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrası geregince alt
isverenin isçilerinin is kazası veya meslek hastalıgı nedeniyle ugrayacakları maddi ve manevi
zarardan alt isveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalıgına veya is
kazasına ugrayan alt isverenin isçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil
sorumlu olan asıl isveren ve alt isverene karsı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl isverene veya alt isverene karsı da açabilirler.
Öte yandan asıl isveren ile alt isveren arasında yapılan sözlesme ile is kazası veya meslek
hastalıgına baglı maddi ve manevi tazminat sorumlulugunun alt isverene ait oldugunun
kararlastırılması; bu sözlesmenin tarafı olmayan isçi veya mirasçıları baglamaz.
Somut olayda, üretim asamalarında davalı ... tarafından bedelsiz olarak yükleniciye bırakılan makine
ve teçhizatların da kullanılması, davalı ...'nün kendisine sunulan is programını veya projeyi yeterli
bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların davalı tarafından verilen süre içerisinde giderilmesi
zorunlulugu, yüklenicinin çalıstıracagı isletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi,
teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlenmesi, idarenin,
uygunsuz davrandıgı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz oldugu kanısında oldugu veya isyerinde
çalıstırılmasında sakınca gördügü her kademe ve nitelikteki elemanların is basından ve isyerinden
uzaklastırılmasını isteyebilmesi gibi tespitler karsısında anahtar teslimi olarak kabul edilemeyecek bir
sözlesme ile kendisine olagan denetim sınırlarını asacak sekilde yetkiler tanınmıs olan davalı ...'nün
4857 sayılı yasanın 2. maddesi geregince asıl isveren, diger davalı ... AS.'nin ise alt isveren olarak
kabul edilmesi gerektigi sonucuna varılmıstır.
Bunun yanında, gerek mülga BKnun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBKnun 56. maddesinde
hakimin bir kimsenin bedensel bütünlügünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilecegi öngörülmüstür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar verecegi para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara ugrayanda manevi huzuru dogurmayı gerçeklestirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik tasır. Bir ceza olmadıgı gibi, mamelek hukukuna iliskin zararın karsılanmasını da amaç edinmemistir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.
Manevi tazminat davalarında, gelismis ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna
da agırlık verilmektedir. Gelisen hukukta bu yaklasım, kisilerin bedenine ve ruhuna karsı yöneltilen
haksız eylemlerde veya taksirli davranıslarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi geregini ortaya koymakta; kisi haklarının her seyin önünde geldigini önemle vurgulamaktadır.
Bu ilkeler gözetildiginde; aslolan insan yasamıdır ve bu yasamın yitirilmesinin yakınlarında açtıgı derin ızdırabı hiçbir degerin telafi etmesi olanaklı degildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK
23.6.2004, 13/291-370)
... ili ... ilçesinde bulunan ... yeraltı maden ocagında 13/05/2014 tarihinde meydana gelen yargılamaya
konu is kazasının 301 kisinin ölümüne ve 486 kisinin yaralanmasına yol açtıgı, son yüz yılın en büyük is kazalarından birisi olan bu is kazasının yalnızca is kazasına ugrayanlarda veya kazalıların
yakınlarında degil toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdigi, bu kapsamda Soma
maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları degerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektigi kabul edilmelidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ısıgında, dosyadaki yazılara, kararın dayandıgı delillerle kanuni
gerektirici sebeplere ve özellikle ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadıgının anlasılıp is kazasının
meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dagılımının ilerde kendi aralarında
açılabilecek rücu davasında yeniden degerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyiz kapsam ve
nedenlerine göre davalılar vekillerinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve
kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, dosyanın kararı veren Ilk Derece Mahkemesine
gönderilmesine, asagıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine, 08/05/2017
gününde oybirligiyle karar verildi.

9 Ekim 2018 Salı

Limited Şirket Müdür Ataması Kararı Örneği


LİMİTED ŞİRKET KARAR ÖRNEĞİ

Karar Tarihi                :08.10.2018
Karar sayısı                 :2018/2
Konu                          :Yetkili atama ve önceki yetkiye son verme
Toplantıya Katılanlar : xxxxxxxxx

Genel Kurulumuz şirket merkezinde toplanarak aşağıda belirtilen hususları oy birliği ile karar altına almışlardır.

1-Şirket müdürlüğüne  aksi karar alınıncaya kadar, TC uyruklu xxxx kimlik numaralı xxxx Mah. xxxx Sokak   No:  xxxxx   xxxx  adresinde ikamet eden xxxxxxx’un atanmasına,

2- Önceki müdürlerin müdürlük görevlerinin sona ermesine,

3-Şirketimizi şirketi ana sözleşme hususları dahilinde yapılacak iş ve işlemlerde, yurt içinde ve yurt dışında, resmi dairelerde, bankalarda, kamu kurum ve kuruluşlarında, tapuda, her türlü işlemi yapmaya, bilumum resmi ve gayri resmi daireler, müesseseler bankalar ve özel idarelerde temsil etmeye, her türlü evrakları imzalamaya bankalara hesap açtırmaya, hesapları kapatmaya, paraları bankalara yatırmaya ve çekmeye, krediler almaya, ahzu kabza, şirket adına her türlü mukaveleler imzalamaya, çek ve senetleri almaya, imzalamaya, ciro etmeye, tahsil ve tediye etmeye, resmi ve gayri resmi dairelerde ihalelere girmeye pay sürmeye artırma ve eksiltmeye katılmaya, şirket alacaklarını tahsile, borçlarını tediyeye, şirket adına ipotekli veya ipoteksiz gayrimenkuller almaya , kiralamaya, takas ve trampa etmeye ve gayrimenkuller için ipotek almaya vermeye ikinci ve üçüncü şahıslar adına ipotekler almaya ve vermeye, taşıtlar almaya, satmaya devir ve kiraya vermeye, ipotek ettirmeye, şirket adına vekaletler vermeye, velhasıl şirketimizi her hususta aksi karar alınıncaya kadar, şirket müdürü xxxxx xxxxxxx'un şirket unvanı veya kaşesi altında münferiden temsil ve ilzam etmek üzere yetkili kılınmasına oy birliği ile karar verilmiştir.


                                   ORTAK İmza
                     xxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Limited Şirket Genel Kurul Karar Örneği


LİMİTED ŞİRKET HİSSE DEVİR KARAR ÖRNEĞİ

Karar Tarihi                :08.10.2018
Karar sayısı                 :2018/1
Konu                          :Adres değişikliği ve hise devir hakkında
Toplantıya Katılanlar : 

Genel  Kurulumuz 08.10.2018 tarihinde şirket merkezinde toplanarak aşağıda belirtilen hususları oy birliği ile karar altına almışlardır.

1-Şirket Merkez Adresinin xxx Mahallesi xxxx Sokak xxx Apt.  No:xxx  xxxx xxxx adresine taşınmasına karar verilmiştir.

2- xxx 12. Noterliğinin 08.10.2018 tarih ve …………………… nolu hisse devir sözleşmesine istinaden, şirket ortaklarından Fxxxxx’nin 100 adet hissesinden 100 adet hisseye karşılık 10.000,00TL.’sını Oxxxx ‘a  devrine karar verilmiştir.

3-Yukarıda bahsi geçen hisse devrinin kabulüne ve keyfiyetin pay defterine işlenmesine,

4-Yapılan devir sonucunda şirket ortakları

Ortak Adı                       T.C.Kimlik No          Hisse adedi               Hisse Tutarı
xxxx xxxx                      xxxxxxxxxxxxx               100                      10.000,00 TL

5-Yapılan devir neticesinde şirketimiz tek ortaklı bir limited şirket olmuştur.

6-Şirketin tek ortağı TC uyruklu xxxxx kimlik numaralı xxx Mah. xxxx Sokak   No:5/01 xxxx xxxx adresinde ikamet eden xxxx xxxx'dur.

7-Kararın tescil ve ilan edilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.

             Ortak İmza


30 Temmuz 2018 Pazartesi

Devlet Hastanesinde Çalışan Doktorun Kusurundan Dolayı Kurum Aleyhine Dava Açılmalıdır

YARGITAY 4. Hukuk Dairesi 
Esas No: 2015/7793
Karar No: 2015/8514 
Karar Tarihi: 24.06.2015 

YARGITAY KARARI 

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi 
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 18/01/2010 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacının maddi tazminat talebinin feragat nedeniyle reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne dair verilen 24/10/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 
Dava, tedavi hatası nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat yönünden istem kısmen kabul edilmiş; karar davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir. 
Davacı, 2003 yılı başlarında davalı doktorun özel muayenehanesine gittiğini, muyaene sonrası ... Devlet Hastanesi'nde davalı tarafından tüp bağlaması ameliyatı yapıldığını, operasyon sonrası bir türlü iyileşemediğini, 2009 yılında ... Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Ana Bilim Dalında yapılan muayenede rahim bölgesinde kitle tespit edildiğini, ameliyatla kitlenin alındığını,kitlenin daha önce operasyon sonrası unutulmuş bir bez parçasından oluştuğunu, kitle ile birlikte rahim ve yumurtalıklarının da alındığını belirterek davalı doktorun ihmalinden dolayı uğradığı maddi ve manevi zararın davalı tarafından ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davalı tarafından yapılan ameliyat sonucu gazlı bezin kaldığının bilirkişi raporundan da anlaşıldığı, davacının manevi zararının olduğu belirtilerek manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur.
Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy. K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. 
Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.
Davaya konu edilen olayda, davacı ... Devlet Hastanesi'nde doktor olan davalı tarafından yapılan ameliyat sırasında rahiminde bez parçasının unutulduğunu, bez parçasının fark edilmemesi nedeniyle rahiminde kitle oluştuğunu, sebebinin ise davalının ihmali olduğunu iddia ettiğine göre, Anayasa'nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nın 13/1. maddesi gereğince adli yargı yerinde davalıya yönelik açılan davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmesi gerekir.

Mahkemece açıklanan yasal düzenleme gözetilerek, davalı doktor hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerekirken, işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. 

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24/06/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. 

KARŞI OY YAZISI Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalının salt kişisel kusuruna dayanıldığının anlaşılması karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda delillerin toplanıp değerlendirilerek sonuca varılması gerekir. Açıklanan nedenlerle çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 24/06/2015 

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Yıllık İzin Ücreti ve Ücret Alacağı Yazılı Delil İle İspat Edilebilir

 
Adana BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
8. Hukuk Dairesi
Esas: 2018 / 497
Karar: 2018 / 577
Karar Tarihi: 13.04.2018
Konu : ALACAK DAVASI - DAVALI TARAFÇA YAZILI BELGE SUNULMADIĞINDAN YILLIK İZİN ALACAĞI ÖDEME BELGESİ SUNULMADIĞINDAN ÜCRET ALACAĞI KOŞULLARININ OLUŞTUĞU - İSTİNAF TALEBİNİN REDDİ

(4857 S. K. m. 2)

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı ......'ın taşeronu olan ...... şirketi bünyesinde 24/05/2011-08/11/2013 tarihleri arasında Adana ve ilçelerinde elektronik teknikeri olarak çalıştığını, iş akdinin ücretlerin ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle feshedildiğini, son net ücretinin 2.000,00 TL olduğunu yemek ve servis olduğunu, davacının hafta içi ve hafta sonu 08.00-22.00 saatleri arasında çalıştığını, milli bayramlarda çalıştığını, yıllık izinlerin kullandırılmadığını, 10 günlük ücretinin ödenmediğini, bu sebeplerle 100,00 TL kıdem tazminatı, 100,00 TL fazla mesai ücreti, 100,00 TL genel tatil ücreti, 100,00 TL yıllık izin, 100,00 TL hafta tatil ücreti ve 100,00 TL ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ...... Tel. Vekilinin vermiş olduğu cevap dilekçesinde; davacının davalı firmada çalışmasının olmadığını, diğer davalı bünyesinde çalıştığını, davalılar arasında 06/01/2012 tarihinde Jemus Telsiz sistemi projesi kapsamında altyapı kurulumuna ilişkin yapım işleri sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin 7.maddesinde işin anahtar teslim işi olduğunu, işin bütünüyle devredildiğini, iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, ücretin bordrolarda görüldüğü gibi olduğunu, bu sebeplerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

1-Davanın kısmen kabulü ile,

Toplam 6.913,85 TL net kıdem tazminatı alacağının iş akdinin fesih tarihi olan 08/11/2013 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

Toplam 1.726,67 TL net yıllık ücretli izin alacağından 100,00 TL'sinin dava tarihinden 1.626,67 TL'sinin ıslah tarihi olan 15/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

Toplam 493,30 TL ücret alacağından 100,00 TL sinin dava tarihinden 393,30 TL sinin ıslah tarihi olan 15/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

%30 hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle tespit edilen Toplam 575,52 TL ulusal bayram ve genel tatil günleri alacağından 100,00 TL sinin dava tarihinden 475,52 TL sinin ıslah tarihi olan 15/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

%30 hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle tespit edilen Toplam 3.504,18 TL hafta tatili ücreti alacağından 100,00 TL si dava tarihinden 3.404,18 TL si ıslah tarihi olan 15/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

%30 hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle tespit edilen Toplam 13.159,31 TL fazla mesai ücreti alacağından 100,00 TL si dava tarihinden 13.059,31 TL si ıslah tarihi olan 15/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı ...... TELEKOMÜNİKASYON A.Ş vekili istinaf dilekçesinde; "1.) Diğer davalı ile müvekkil şirket arasında yürütülen işler “anahtar teslim” usulü ile yapılmakta olup buna ilişkin örnek sözleşme dosyada mübrezdir. Ancak her ne kadar müvekkil şirketin diğer davalı şirkete verdiği işler kapsamında asıl işveren olarak nitelendirilmesi mümkün olmasa da bir an için aksi düşünüldüğünde dahi davacının taleplerinden sorumlu olması mümkün değildir.

Diğer davalı şirket, salt müvekkil şirket işlerini yapmış bir şirket olmayıp, davacı dahil olmak üzere çalışanları da müvekkil şirket işlerine özgülenmiş değildir. Zira, diğer davalı şirket faaliyette bulunduğu tüm süre boyunca müvekkil şirket yanında başka şirketlere de hizmet ve destek sağlamıştır. Dosyaya sunmuş olduğumuz diğer davalı şirketin 2007 ve 2009 yıllarına ait organizasyon şemalarında kaç personelin iş yapılan hangi firmalar nezdinde çalıştığı görülmektedir. Bu şemalara göre diğer davalı müvekkil şirket ile eş zamanlı olarak Vodafone, Huawei, Turkcell vb. birçok başka şirket için çalışmıştır. Üstelik şemalardan diğer davalı şirketin en çok işçi sayısı ile en yoğun hizmet verdiği şirketin dahi müvekkil şirket değil Vodafone şirketi olduğu görülmektedir.

Diğer davalı şirketin başka şirketlere de hizmet verdiğinin ispatı sunduğumuz delillerin yanında, ilgili şirketin defter ve kayıtlarının incelenmesi ile mümkün olacaktır. Diğer davalı şirketin ekonomik güçlük sebebiyle adresinden taşınmış ve kendilerine tebliğ yapılamıyor olması sebebiyle, diğer davalı şirket tarafından kesilen faturaların tespit edilmesi tarafımızdan talep edilmiş ise de, Yerel Mahkeme tarafından bu yönde de herhangi bir inceleme yapılmamıştır.

İş Kanunu’nda asıl işverenin alt yüklenicinin işçilerinin alacaklarından sorumlu olması bir takım koşulların varlığı halinde kabul edilmiş ve bu sorumluluk da sınırlandırılmıştır. Bu koşullardan bir tanesi ve hatta en önemlisi alt yüklenicinin işçilerinin yalnızca asıl işverenin işi için çalışmış olmasıdır. Bir başka deyişle, asıl işveren alt yüklenicinin işçilerinden münhasıran kendi işi için çalışanlara karşı ve bu işin sürdüğü süreyle sınırlı olmak üzere sorumlu olacaktır. Bu hususa ilişkin kanun maddesine aşağıda yer verilmiştir:
İş Kanunu m.2/6 “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.”

Ne yazık ki, kötü niyetle tarafımıza yöneltildiği anlaşılan huzurdaki davanın dilekçesinde son derece afaki ifadelerle davacının müvekkil şirket tarafından diğer davalıya verilen işler için İstanbul ve Adana ilçelerinde çalıştığı dile getirilmiş ancak ne bir tarih aralığı ne de bir proje adı zikredilmemiştir. Müvekkil şirket asıl işveren olarak kabul edilse dahi davacının diğer davalı şirketteki tüm çalışma dönemini ve tüm alacak taleplerini karşılayacak şekilde sorumluluğu bulunduğunun kabul edilmesi kesinlikle hukuka aykırıdır. SGK kayıtlarına göre davacının müvekkil şirketle ilişkisi bulunmamakla davacının müvekkil şirketle ilişkilendirilebilecek şekilde diğer davalı nezdinde çalıştığı tarihleri ve işleri ispat etmesi gerekmektedir. Ancak davacının ne dava dilekçesinde ne delil listesinde bu hususa ilişkin herhangi bir bilginin esamesine rastlanmamıştır. Böyle bir davanın kabulü, diğer davalının müvekkil şirketle iş yaptığını biryerlerden duyan bu şirketin ilgisiz alakasız her çalışanının müvekkil şirkete dava açıp alacağını tahsil edebileceği şeklinde son derece adaletsiz bir sonucun ortaya çıkmasına vesile olabilecek potansiyele sahiptir. Örnek vermek gerekirse, diğer davalı şirketin müvekkil şirket işleri nezdinde görevlendirilen herhangi bir çalışanı bu işini bitirdikten sonra kimi zaman aynı gün içinde bile diğer davalının başka şirketlere verdiği işlerde görevlendirilerek çalışmasına devam etmiştir. Zira müvekkil şirketin diğer davalıya davacının talep konusu ettiği dönem için aralıksız sürdürülecek şekilde bir iş vermiş olması da söz konusu değildir, bu hususta yukarıda diğer davalının yalnızca müvekkil şirkete iş yapmadığının ispatı için diğer davalının çalıştığı diğer şirketlere ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Bu şekilde bir çalışmanın ise asıl işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırdığı Kanun’da açıkça yer alıyor olmasının yanında doktrinde ve Yargıtay kararlarında da birlik sağlanmış bir konudur. Yerel Mahkeme tarafından ise, davacının iddiasını ispat etmesi gerekliliğinin gözetilmediği tartışmasızdır.

2.) Yerel Mahkeme kararına dayanak teşkil eden bilirkişi raporundaki hesaplamalar soyut ve varsayıma dayalı olarak yapılmış olup, kesin delile dayanmayan alacak taleplerinin kabulü mümkün değildir.

Fazla çalışma ve tatil çalışması yaptığını iddia eden işçinin bu iddiasını mahkemeye kuşku bırakmayacak şekilde somut verilerle ispatlaması gerekmektedir. Davacının fazla mesai ve tatil çalışması yaptığına ilişkin dosya kapsamında tek bir delil dahi bulunmamakta olup yalnızca davacı tanıklarının beyanlarına dayanılarak fazla mesai alacağı ve tatil .ücreti hesaplaması yapılmıştır.

Yerel Mahkeme kararında hukuka tamamen aykırı bir biçimde "Fazla mesai yapılmadığının davalı tarafından ispatlanamamış olduğu" belirtilmiştir. Oysa ki, fazla mesai yapmış olduğunu davacı ispatla yükümlüdür. Mahkeme bu gerekçesinde işverenin tutacağı kayıtlardan bahsetmişse de, zaten bu kayıtların davacının işvereni olmayan müvekkil şirkette olması mümkün olmadığı gibi, var olmayan bir durumun kaydının olması da pek tabii ki mümkün değildir.

Ayrıca yıllık izin ücreti konusunda yapmış olduğumuz itirazlar göz ardı edilmiştir. Bir çalışanın 2 yıllık çalışma süresinde 28 gün iznini biriktirmesi olağan ve makul değildir. Yerel Mahkeme kararı objektif dayanaktan yoksundur." şeklinde istinaf sebeplerine dayanmıştır.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI ve GEREKÇE:

Dairemizce istinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi gereğince istinaf sebeplerine bağlı olarak, kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.

Davalıların istinaf sebeplerinin incelenmesi açısından öncelikle asıl işveren alt işverenlik ilişkisi ile işyeri devri hükümleri irdelenmiştir. Bu doğrultuda;

4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6 maddesi uyarınca, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” Keza aynı maddenin 7. fıkrasına göre, “Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”

Alt işverene verilen iş, işyerinde mal veya hizmet üretiminin yardımcı işlerinden olmalıdır. Asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi durumunda ise, verilen iş işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmalıdır.

Asıl alt işveren ilişkisinin gerçekleşmesi için, asıl işverenin mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işi yada asıl işin bir bölümünü alt işverene vermesi gerekir. Verilen iş, mal veya hizmet üretimine ilişkin olmayan bir iş ise, bu tür bir ilişki doğmaz.

Somut uyuşmazlıkta; SGK kayıtları ,hizmet alım sözleşmeleri ve tüm dosya kapsamına göre davacının 24/05/2011 - 08/11/2013 tarihleri arasındaki 2 yıl, 5 ay, 14 gün süre ile çalıştığı, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu ve davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, fazla çalışma alacağı, genel tatil alacağı, hafta tatili alacağı açısından alacağı iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen alacakların ödendiği varsayılır.

Alacak kaleminin ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, alacak kaleminin yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

Bu açıklamalara göre davalılarca yazılı belge sunulmadığından davacı tanık beyanlarına göre fazla çalışma alacağı, genel tatil ve hafta tatili alacak kalemleri koşullarının oluştuğu, davalı tarafça yazılı belge sunulmadığından yıllık izin alacağı, ödeme belgesi sunulmadığından ücret alacağı koşullarının oluştuğu, ilk derece mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu davalı istinaf talebinin reddi gerektiği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-İstinaf karar harcı bakımından, alınması gereken 1.801,53 TL harçtan peşin alınan 450,90 TL nin mahsubu ile bakiye 1.350,63 TL nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

4-İstinaf gider avansından arta kalanın ilgilisine iadesine,

5-Karar kesin olarak verildiğinden tebliğ ve harç tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile kesin olmak üzere 13/04/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Hamilelik Nedeni İle İş Akdinin Feshi

Adana BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
8. Hukuk Dairesi
Esas: 2018 / 484
Karar: 2018 / 567
Karar Tarihi: 13.04.2018
Konu : ALACAK DAVASI - İŞ AKDİNİN HAMİLELİK NEDENİ İLE FESHEDİLDİĞİ KANAATİNİN BASKIN OLDUĞU - İŞ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİNDE CİNSİYET VEYA GEBELİK NEDENİYLE DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI FARKLI İŞLEM YAPILAMAYACAĞI - İSTİNAF TALEBİNİN REDDİ
(4857 S. K. m. 5)

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davalı işyerinde 09.11.2015 tarihinde insan kaynakları ve idari işler şefi olarak çalışmaya başladığını, 01.03.2016 tarihinde iş akdinin işverence feshedildiğini, davacının şubat ayında hamile olduğunu öğrendiğini ve bu durumu Organize Sanayi Bölgesi idari işler müdür yardımcısı Pınar Özal Kınık ile şifahen paylaştığını, davacının hamile olduğunun öğrenilmesiyle birlikte yönetim kurulunun haberdar edildiğini, işten çıkarma sürecinin başladığını davacının 01.03.2016 tarihinde yönetimi kurulu kararına dayanılarak hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartıldığını, her ne kadar gerekçe gösterilmemiş olsa da davacının davacının hamile olması nedeniyle işten çıkartıldığının açık olduğunu, bununda eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve ayrımcılık yapıldığını, davacının hamilelik sonucu işten çıkartılması nedeniyle 4857 sayılı iş kanunu 5. Maddesi gereğince davacıya ödenmek üzere 4 aylık ücret tutarındaki eşit davranmama ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafın iddia ettiği gibi hamilelik nedeniyle davacının işine son verilmediğini, iş akdinin feshinde kötü niyet ayrımcılık gibi durumların söz konusu olmadığını haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

1-Davacının davasının KABULÜNE,

a)12.702,58 TL net eşit davranmama tazminatı alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bunun 9.800,00 TL'lik kısmına dava tarihi olan 09/06/2016 tarihinden bakiye 2.902,58 TL sine ıslah tarihi olan 19/06/2017 tarihinden itibaren mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranının uygulanmasına, karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde;" Yerel Mahkeme tarafından verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki; davalı müvekkilin karar organının yönetim kurulu olduğu, yönetim kurulunda ise yanlarında onlarca kadın çalışan bulunan işverenlerden oluştuğu, müvekkil OSB’de davacı ile birlikte birçok kadın çalışan bulunduğu ve birçoğunun da hamile kalıp doğum yaptıkları gerçeği karşısında, davacının iddia edildiği gibi sırf hamile kalmasından dolayı iştin çıkartılması olgusunun hiçbir şekilde gerçekleşmemesine rağmen buna atıfta bulunularak işten ayrılış bildirimine imza atılması sonucu davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Kaldı ki, hamile kalınması ile işten çıkartılma arasında 1 aylık bir süre olup bu sürede birçok kadın dahi hamile kaldığının farkına dahi varamamaktadır.

Gerçekten de, eşit işlem ilkesine aykırı davranıldığını davacının ispat etmesi gerekmektedir. Kıdem tazminatına hak kazanacak derecede çalışma süresi bulunmayan bir kişinin bu şekilde gerçek dışı davranarak kıdem tazminatının çok daha üzerinde bir tazminata hak kazanması yasaya aykırı bulunmaktadır. Bilindiği üzere, hiç kimse kendisinden kaynaklanan bir olgu ile yine kendisine hak doğuramaz. Ancak somut olayda davacının kendisinden kaynaklanan bir durum yine kendisi lehine yorumlanarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu haliyle güçlü delilden bahsedilmesi imkansızdır. Bu nedenle kararın istinaf edilmesi zorunlu olmuştur." şeklinde ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerektiği yönünde istinaf sebeplerine dayanmıştır.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI ve GEREKÇE:

Dairemizce istinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi gereğince istinaf sebeplerine bağlı olarak, kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.

Somut uyuşmazlıkta; davacının 09.11.2015-01.03.2016 tarihleri arasında insan kaynakları ve idari işler şefi olarak çalıştığı, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olarak iş akdinin feshedildiğini savunduğu, davalı tarafın yapılan feshin kötü niyetle yapılmadığını yönetim kurulu kararıyla iş akdinin feshedildiğini savunduğu, 01.03.2016 tarihli fesih bildirimi yazısında neden bildirilmediği ancak davacının gebelik nedeniyle iş akdinin kötü niyetli olarak feshedildiğine dair şerh düştüğü, fesih tarihi dikkate alındığından doğum tutanağına göre davacının yaklaşık 8 ay sonra 07.10.2016 tarihinde doğum yaptığı, fesih tarihi itibari ile hamile olduğu, işveren tarafından işten ayrılış bildirgesinde 22. kod diğer nedenler olarak bildirimin yapıldığı, diğer nedenlerin işverence açıklanamadığı, iş akdinin hamilelik nedeni ile feshedildiği kanaatinin baskın olduğu, 4857 sayılı yasanın 5. maddesi işverene eşit işlem yapma yükümlülüğü yüklediği gibi işveren biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça bir işçiye iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz " hükmü dikkate alındığında ilk derece mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalının istinaf talebinin reddi gerektiği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-İstinaf karar harcı bakımından, alınması gereken 867,71 TL harçtan peşin alınan 217,21 TL nin mahsubu ile bakiye 650,50 TL nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

4-İstinaf gider avansından arta kalanın ilgilisine iadesine,

5-Karar kesin olarak verildiğinden tebliğ ve harç tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile kesin olmak üzere 13/04/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. 

8 Temmuz 2018 Pazar

İşe İade Davasının Kazanan İşçinin Hakları

İşe İade davası sonrası işçinin talep edebileceği alacakların hesaplanmasına ilişkin örnek yargıtay kararı.

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi
Esas No: 2014/12059
Karar No:  2014/13181
Karar Tarihi: 20.05.2014 
Hüküm süresi içinde taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I 
Davacı İsteminin Özeti: Davacı, kesinleşen işe iade kararı üzerine süresinde işverene başvurduğunu, ancak işverence işe başlatılmadığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile asgari geçim indirimi, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti alacaklarını istemiştir. 
Davalı Cevabının Özeti: Davalı, dava konusu alacakların davacının hesabına ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, asgari geçim indirimi talebinin reddine, diğer talepler yönünden ise ödeme nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Temyiz: Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir. 
Gerekçe: 1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 
2.Taraflar arasında asgari geçim indiriminin ödenip ödenmediği hususu uyuşmazlık konusudur. İşçiye ücreti dışında ödenen asgari geçim indirimi kanun ile getirilmiş olup, bireyin veya ailenin asgari geçim düzeyini sağlayacak bölümünün toplam gelirden düşülerek vergi dışı bırakılmasıdır. Mahkemece, asgari geçim indiriminin işverence değil maliye tarafından tahakkuk ettirilerek ödendiği gerekçesi ile bu isteğin reddine karar verilmişse de; asgari geçim indirimi işverence işçilere ödenmektedir. Davalı taraf asgari geçim indirimi ödediğini ispatlayamadığına göre, davacının asgari geçim indirimi hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır. Yanılgılı gerekçe ile anılan isteğin reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3.İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret, ihbar ve kıdem tazminatı konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. İşe başlatmama tazminatının fesih tarihindeki ücrete göre hesaplanması gerekir. İşçinin işe başlatılmadığı tarih, işe başlatmama tazminatının muaccel olduğu andır. Bahsi geçen tazminat yönünden faize hak kazanmak için kural olarak işverenin temerrüde düşürülmesi gerekir. İşverenin dava tarihinden önce temerrüde düşürülmemiş olması halinde dava ve varsa ıslah tarihlerinden itibaren faize hükmedilir. Ancak işçinin işe iade başvurusunda işe alınmadığı taktirde işe başlatmama tazminatının ödenmesini talep etmiş olması durumunda, işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekmez ve işe başlatmama anından itibaren faiz hakkı doğar. Boşta geçen süreye ait en çok dört aya kadar ücret ve diğer haklar için ise, feshi izleyen dönem ücretlerine göre hesaplama yapılmalıdır. Geçersiz sayılan fesih tarihinden sonra boşta geçen en çok dört aylık sürede işçinin çalışması devam ediyormuş gibi ücret ve diğer haklar belirlenmelidir. Boşta geçen en çok dört aya kadar süre içinde ücret zammı ya da yeni bir toplu iş sözleşmesi yürürlüğe girdiğinde, her iki dönem için ayrı ayrı hesaplamaya gidilmelidir. Kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aya kadar ücret ve diğer alacaklar, işçinin işe iade için başvurduğu anda muaccel olur. İşe iade başvurusunda boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların ödenmesi talep edilmiş ise, başvuru ile birlikte işveren de temerrüde düşürülmüş sayılmalıdır. Sözü edilen ücret ve diğer hakların ödenmemesi durumunda başvuru tarihinden itibaren faiz hakkı doğar. 
İşe başlama isteğini içeren başvuruda boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların açıkça talep edilmemiş olması halinde ise, dava ve varsa ıslah tarihlerinden itibaren faiz yürütülmelidir. Boşta geçen sürenin en çok dört aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar kavramına, ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis hizmeti gibi para ile ölçülebilen haklar dahil edilmelidir. Söz konusu hesaplamaların işçinin belirtilen dönemde işyerinde çalışıyormuş gibi yapılması ve para ile ölçülebilen tüm değerlerin dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte işçinin ancak fiili çalışması ile ortaya çıkabilecek olan fazla çalışma ücreti, hafta tatili ile bayram ve genel tatil günlerinde çalışma karşılığı ücret ile satışa bağlı prim gibi ödemelerinin, en çok dört ay kadar boşta geçen süre içinde ödenmesi gereken diğer haklar kavramında değerlendirilmesi mümkün olmaz. Boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar ile işe başlatmama tazminatı bürüt olarak hüküm altına alınmalı ve kesintiler infaz sırasında gözetilmelidir. 
16.6.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5904 sayılı Kanun ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nda değişiklik yapılmış ve işe başlatmama tazminatı gelir vergisi istisnaları arasında gösterilmiştir. Buna göre işe başlatmama tazminatından gelir vergisi kesilmemeli, sadece damga vergisi kesilmesiyle yetinilmelidir. İşe iade davası ile tespit edilen en çok dört aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar için de 4857 sayılı İş Kanunu'nun 34. maddesinde sözü edilen özel faiz türü uygulanmalıdır. Ancak işe başlatmama tazminatı niteliği itibarıyla tazminat olmakla uygulanması gereken faiz, yasal faiz olmalıdır. 
İşçinin işe başlatılmaması fesih niteliğinde olmakla, işverence gerçekleşen bu feshe bağlı olarak ihbar tazminatı ile süre yönünden şartları mevcutsa kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti ödenmelidir. Hesaplamalar işe başlatmama yoluyla gerçekleşen fesih tarihindeki ücret ve kıdem tazminatı tavanı gözetilerek yapılmalıdır. İşçiye geçersiz sayılan fesih sırasında kıdem ve ihbar tazminatı ile izin ücreti ödenmişse, dört aylık boşta geçen süre ilavesiyle ve son ücrete göre yeniden hesaplama yapılmalı ve daha önce ödenenler mahsup edilerek sonuca gidilmelidir. 
Kıdem tazminatı için faiz başlangıcı, işçinin işe başlatmama yoluyla gerçekleşen fesih tarihi olmalıdır. Geçersiz sayılan fesih tarihinden faiz yürütülmesi doğru olmaz. İhbar tazminatı ve izin ücreti bakımından ise, işe başlatmama yoluyla gerçekleşen fesihten sonra işverenin temerrüde düşürülmüş olması halinde bu temerrüt tarihi, yoksa, dava ve ıslah tarihlerinden itibaren faiz yürütülmelidir. Mahkemece yapılacak iş, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının işe başlatılmadığı tarihteki olası ücretini emsal ücret araştırması ve davalı işverenden işe başlatılmadığı tarihte emsal işçilere ödenen ücretlere ilişkin belgelerin celp edilmesi yoluyla tespit ederek, işe başlatmama tazminatı, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacaklarını bu ücrete göre hesaplattırmak, boşta geçen süre ücretini geçersiz sayılan fesihten sonraki dört aylık dönem için alması gereken ücret ve diğer sosyal haklar üzerinden hesaplattırmak ve ödenen miktarları hesaplanan miktardan mahsup ederek varsa bakiye alacakları hüküm altına almaktan ibarettir. 
Eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.