3 Mayıs 2016 Salı

İşçinin İşverene Göndereceği İhtarname Örneği

İŞÇİNİN İŞVERENE GÖNDERECEĞİ FESİH İHTARNAME ÖRNEĞİ

……………… . NOTERLİĞİ’NE
İHTAR EDEN       : ………………
MUHATAP           : ……………………………
KONU                  : işyerinizde ki alacak haklarımın tarafıma ödenmesine; aksi halde uğranılan zararın tazmini amacıyla gerekli yasal yollara başvurulacağına dair ihtardır.

Sayın Muhatap;

İş yerinizde .../.../........ – .../.../......., tarihleri arasında çalışmış bulunmaktayım. İşe başlangıç tarihi itibariyle …bölümünde çalıştım.
Tarafınızca çalışma şartlarım sürekli ağırlaştırılmış ve onayım aranmaksızın iş koşullarımda değişikliklere gidilmiştir.(Bu Kısma fesih nedeni yazılacaktır. ) Bu nedenlerle  .../.../....... tarihinde işimden ayrılmak zorunda kaldım. Bu sebeplerle; çalışmış olduğum sürece hak etmiş olduğum bütün alacaklarımın (kıdem tazminatı, fazla mesai, hafta tatili çalışmaları, bayram ve resmi tatil çalışmaları ve sair tüm haklarım) tarafıma ödenmesini talep ederim.

7 iş günü içerisinde herhangi bir ödeme yapmadığınız takdirde yasal yollara başvurulacağını, tarafımdan yapılacak masraf ile sair yargılama ücretlerin tarafımızdan talep edileceğini her türlü yasal haklarım ve muaccel olmayan alacak haklarım saklı kalmak kaydıyla ihtaren bildiririz.


Sayın Noter,

Üç nüsha ve bir sayfadan oluşan işbu ihbarnamenin bir örneğinin eki ile birlikte karşı tarafa tebliğini,bir örneğini daireniz uhdesinde saklanmasını ve onaylanmış bir örneğinin tarafıma verilmesini arz ve talep ederim. … .../.../…


İhtar Eden
Adı ve Soyadı
İmza

İşveren Tarafından Yapılacak Haklı Fesih İhtar Örneği

                                                    …. …. NOTERLİĞİ’ NE
İHTARNAME
İHTAR EDEN  : Bravo
İHTAR EDİLEN  : işçi
KONU             : 4857 Sayılı İş Kanunun 25 maddesi gereğince iş sözleşmesinin feshine ilişkindir.
AÇIKLAMALAR :
1)  …/ …/ … tarihinde şirketimizde  ….. bölümünde işe başlamış ve yaklaşık … yıl … olarak çalışmış bulunmaktasınız.
2) İşyerimizde çalışmanıza devam ederken …… tarihinde …. Kuralına uymadığınızdan dolayı tarafınıza sözlü olarak uyarılmış ve bu konuda … tarihli tutanak tutulmuştur. Aynı şekilde yine ….. ve …. Tarihlerinde de … kuralına uymadığının için hem sözlü olarak uyarılarda bulunulmuş, hem de …. Ve … tarihli tutanaklar düzenlenmiştir. sözlü olarak uyarıların ardından tutulan tutanak konusu olaylar ile ilgili olarak savunmanız talep edilmiş ise de savunma da vermediniz.
3) yukarıda belirtilen çalışma koşullarına aykırılıkların ve bu şekildeki tavır ve davranışınızın tekrarı halinde 4857 sayılı İş Kanununun ilgili hükümlerine göre iş sözleşmenizin feshedileceğini bildirmemize rağmen …./…/… tarihinde yine … şelinde hareket ettiğiniz tespit edilmiş ve tutanak tutulmuştur.
4) Tarafınıza yapılan sözlü bildirime ve tutanak tutulmuş olmasına rağmen hal, hareket, tavır ve davranışlarınızda olumlu bir gelişme olmadığı, işin ciddiyetine ve önemine gerekli özeni göstermediğiniz tespit edilmiştir.
5) 4857 sayılı İş Kanunu’nun “İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı” başlıklı 25. Maddesin de yer alan  düzenlemeye göre 
6) Oluşa gelen olaylar, hakkınızda tutulan tutanak ve olaylar sırasında işyerinde çalışan personeller ile sabittir. Açıklanan nedenlerden ötürü, müvekkilim ile olan  iş sözleşmenizin feshedildiğini ihtaren bildiririz. …/ …/ …
İHTAR EDEN

SAYIN NOTER;
Üç suretten ibaret olan işbu ihtarnamenin bir suretinin dairenizde saklanmasını, bir suretinin muhataba memur vasıtasıyla tebliğini ve muhataba tebliğ şerhini havi bir suretinin de tarafımıza verilmesini saygı ile ihtar eden vekili olarak talep ederiz. …/ …/ …
İHTAR EDEN



İşveren Tarafından Haklı Fesih


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
E. 2008/17442
K. 2008/12581
T. 26.5.2008


DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, bozmaya uyarak isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren vekili, Mağaza sorumlusu olarak görev yapan ve görev tanımında envanter sayımı yapma, şirketin belirlediği sınırlar dahilinde sonuçlanması için gereken önlemleri alma ve Bölge Sorumlusu ile gereken çalışmaları yapma görevleri olan davacının, envanter sayımlarında bir çok kez uyarılmasına rağmen açık verdiğini, işvereni zarara uğrattığını, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuş ve konuda ihtar ve fesih belgelerini sunmuştur.
Mahkemece, mağaza müdürü olan davacının çalıştığı sırada envanter açıklarının bulunduğu ve daha önceki açıkların 30 günlük ücretini aşar miktarda olduğu kabul edilmekle birlikte, önceki dönemlerde meydana gelen açıklarla ilgili fesih hakkının 6 günlük hak düşürücü süre içinde kullanılmadığı, en son 19.09.2006 tarihindeki envanter açığında ise miktarın 30 günlük ücreti aşmadığı, öncekilerle birlikte açıkların performans yetersizliği olarak değerlendirilebileceği, ancak bu hususlarda davacının savunmasının alınmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/2 maddesi uyarınca “feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir”. İşçi fesihte sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasında bulunacaktır. İspat yükü ise işverendedir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia etmesi durumunda, bu iddiasını ispatla yükümlüdür ( m. 20/f.2 ). İşçinin feshin başka bir sebebe dayandığını iddia etmesi ve bunu ispatlaması, işverenin geçerli fesihle ispat yükünü ortadan kaldırmaz. 
Gerek işverenin geçerli sebebin varlığı gerekse işverenin gösterdiği sebep dışında bir sebeple dayandığı ileri sürülmesi durumunda bu vakıalar bir hukuki işlem olmadığından takdiri delillerle ispatı mümkündür.
4857 İş Kanunu’nun 19’uncu maddesine göre: “Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışına veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25’inci maddenin ( II ) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır”. Bu hükümle, işçinin savunmasının alınması, işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle iş sözleşmesinin feshi için bir şart olarak öngörülmüş ve salt işçinin savunmamasının alınmamasının tek başına, süreli feshin geçersizliği sonucunu doğuracağı ifade edilmiştir. Diğer taraftan aynı yasanın 2/son maddesinde haklı nedenle fesih hallerinde işçinin 18,20 ve 21. maddeleri kapsamında feshin geçersizliği isteminde bulunacağı belirtilmiştir. Kanunun düzenlemeleri dikkate alındığında, işverenin 25/II. maddesinde belirtilen haklı nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi halinde işçinin savunmasının alınmasına, keza yazılı bildirim yapılmasına gerek yoktur. Kısaca haklı nedenle fesih halinde savunma alınmaması veya feshin yazılı yapılmaması, feshi haksız ve geçersiz kılmaz.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.
İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.
İşçinin davranışlarına dayanan fesih, herşeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. 
İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak ( kasden veya ihmalle ) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir. Buna karşılık, işçinin kusuruna dayanmayan davranışları, kural olarak işverene işçinin davranışlarına dayanarak sözleşmeyi feshetme hakkı vermez. Kusurun derecesi, iş sözleşmesinin feshinden sonra iş ilişkisinin arzedebileceği olumsuzluklara ilişkin yapılan tahminî teşhislerde ve menfaatlerin tartılıp dengelenmesinde rol oynayacaktır.
İşçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir.
İşçinin iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal ettiğini işveren ispat etmekle yükümlüdür.
Yan yükümlere itaat borcu, günümüzde dürüstlük kuralından çıkarılmaktadır. Buna göre, iş görme edimi dürüstlük kuralının gerektirdiği şekilde ifa edilmelidir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesih sebebi, işçinin kusurlu bir davranışını şart koşar. 
Her şeyden önce, somut uyuşmazlıkta davalı işveren davacının iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II. maddesindeki nedenlerle feshettiği savunmasında bulunduğundan ve bu konuda yazılı fesih bildirimi sunduğundan, mahkemenin savunma alınmadan iş sözleşmesinin feshinin geçersiz olduğu gerekçesi yerinde değildir. 
Diğer taraftan dosya içeriğine göre, davacının davalı işyerinde Mağaza sorumlusu olarak görev yaptığı, görev tanımında envanter sayımı yapma, şirketin belirlediği sınırlar dahilinde sonuçlanması için gereken önlemleri alma ve Bölge Sorumlusu ile gereken çalışmaları yapma görevleri bulunduğu, fesih tarihinden önce son bir yıl içinde 3 kez envanter açığı nedeni ile hakkında tutanak tutulduğu ve ihtar disiplin cezası uygulandığı, fesih tarihinde 4. kez envanter açığı meydana geldiği anlaşılmaktadır. Davacının iş görme edimini yerine getirirken, görev tanımı içinde olan sözleşmesel görevini eksik yerine getirmesi nedeni ile bir çok kez envanter açığına neden olduğu, işverenin zarar gördüğü, davacının birden fazla gerekleşen bu davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı anlaşılmaktadır. Davalı işverenin iş sözleşmesini feshetmesi davacının davranışlarından kaynaklanan nedene dayandığından davanın reddi gerekir. Yazılı şekilde kabulü hatalıdır.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
SONUÇ : Yukarda açıklanan gerekçe ile; 
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 
2. Davanın REDDİNE, 
3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 
4. Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 30 YTL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 500-YTL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 

6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak, 26.05.2008 oybirliği ile karar verildi.

21 Nisan 2016 Perşembe

Boşta Geçen Sürede İşçinin Çalışması Durumunda Ödenecek Tazminat Miktarı


                       Yapılan feshin geçersiz olması durumunda işçi tarafından işe iade davası açılabilmektedir. Bunu daha önceki yazılarımızda ayrıntılı olarak incelemiştik.Mahkemece işe iade davasını kabul edilmesi halinde işçi lehine en fazla 4 aya kadar boşta geçen süre tazminatı ödenmesine karar verilmektedir. Peki davacı olan işçi, iş akdinin fesih edilmesinden sonra sadece 2 ay boşta kalmış ve iki ay sonra çalışmaya başlamış ise bu durumda işçiye yine dört aylık tutarı kadar mı bir ödeme yapılacaktır ?

                       İşçinin boşta geçen 4 aylık sürede çalışması durumuyla ilgili olarak mevcut hukuki düzenlemelerde bir çözüm bulunmamaktadır. Yargıtay tarafından verilen eski tarihli kararlarda, boşta geçen dört aylık sürenin ücret ve sosyal haklarıyla ilgili olarak herhangi bir mahsup yapılması kabul edilmez iken, Yargıtay’ın güncel ve son kararlarında “Bu durumda reel zarar gözetilmeli, işçinin iş akdinin feshedildiği tarih ile işe iade kararının kesinleştiği tarih arasında boşta geçirdiği süre nazara alınmalı, bu süre dört aydan az ise çalışmadan geçirdiği süre gözetilerek o süre ile sınırlı olarak ücret ve diğer hakları hesaplanmalı, ayrıca bu dört aylık süre içinde işçinin başka bir işverene ait işyerinde çalışması nedeniyle hesaplama dışında bırakılacak süre yönünden işçinin işveren yanında çalışması halinde alacağı ücret ve diğer hakları ile başka bir işveren yanında çalışırken aldığı ücret ve diğer hakları arasında aleyhe bir farklılık oluşmuş ise bu farkın tahsiline karar verilmelidir.” şeklinde karar verilerek, önceki kararlarından döndüğü görülmektedir.  

                           Bu durumda, işçinin boşta geçen dört aylık sürede başka bir iş yerinde çalışması halinde, iş akdini feshinden sonraki sigortasızlık, işsizlik süresi 4 ayın altında olması halinde,  yukarıdaki hüküm uyarınca ücret ve sosyal hak alacaklarının belirlenmesi ve mahsup edilmesi gereklidir. 

12 Nisan 2016 Salı

Nafaka Borcunu Ödememek Örnek Şikayet Dilekçesi

Adana … İcra Ceza Mahkemesi Hakimliği’ne
Şikayetçi (Alacaklı) : A …..– (T.C. No:…..)
Vekili                         : Av. B………
Adres…….
Sanık (Borçlu)        : S……. – (T.C. No:…….)
Adres…………
Suç                             : Nafakanın ödenmesine ilişkin mahkeme kararına uymayan borçlunun cezalandırılması istemidir.
Suç Tarihi                …/…/…
Olaylar :
1-   .. Aile Mahkemesi’ nin 2016/… E. Sayılı  ……..  tarihli 2016/… kararı uyarınca borçlunun müvekkilime dava tarihinden itibaren aylık 500 TL tedbir nafakası, kararın kesinleşmesinden itibaren de aylık toplam 1000 TL yoksulluk nafakası ödenmesine ilişkin karar verilmiştir ve kesinleşmiştir.
2- Müvekkilime nafaka borcunu vadesinde ödemeyen borçlu sanık hakkında son hali ile   .. İcra Müd. 2016/… E. Sayılı dosyası üzerinden birikmiş nafaka borcu ile birlikte DEVAM EDEN AYLARA İLİŞKİN NAFAKA BORCUNUN tahsiline ilişkin icra takibi başlatılmıştır. İcra emri borçluya  ……..  tarihinde tebliğ edilmiş ve takip kesinleşmiştir.
3- Borçlu ilamda yazan ödeme koşullarına uymamış , bu zamana düzensiz birkaç kısmi ödeme yapmıştır.
4- Borçlu sanık tarafından nafakanın kaldırılmasına ya da indirilmesine yönelik açılmış bir dava bulunmamaktadır.
5- 2016 yılının …  ayı nafakasının ödenmemesi nedeniyle ÜÇ aylık yasal süresi içinde mahkeme kararının gereği gibi yerine getirilmemesi sebebiyle borçlunun tazyik hapis cezasıyla cezalandırılması için şikayette bulunmaktayız.
Deliller                      : … .. Aile Mahkemesi’ nin 2016/…  E. Sayılı …… tarihli 2016/… Kararı , …. 11. İcra Müd. …../…… E. Sayılı dosyası ve sair deliller…
Hukuki Sebep          :İ.İ.K. 344 ve ilgili mevzuat…
Netice Ve Talep       : Yukarıda açıkladığımız nedenlerden ötürü suçu sabit olan sanık-borçlunun cezalandırılmasını , vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin borçluya yükletilmesine karar verilmesini saygılarımız ile arz ve talep ederiz.
                                                                                                                           Şikayetçi Vekili

                                                                                                            Av……..

NAFAKA BORCUNU ÖDEMEMEKTEN DOLAYI ŞİKAYET


Nafaka borcunu ödememek suçu İcra İflas Kanunu 344. Maddesinde düzenlenmiştir. Madde metni aşağıdaki şekildedir.

(Değişik madde: 18/02/1965 – 538/136 md.;Değişik madde: 31/05/2005-5358 S.K./15.mad)
Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.
Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir. 

Nafaka ödenmemesi cezası şikayete tabidir. Eğer alacaklı tarafından her hangi bier şikayette bulunulmaz ise bir cezanın çıkması da söz konusu değildir. Eğer şikayet olursa, borçlu sanık hakkında İ.İ.K.’nun  344’ncü maddesi uyarınca BİR aydan ÜÇ aya kadar tazyik hapis cezası verilebilir. Burada verilen hapis cezasının niteliği biraz farklıdır. Tazyik hapis cezası, 5271 Sayılı CMK 223. maddesinde belirtilen türde mahkumiyet hükmü niteliği taşımamakta, CMK’nın 2’nci maddesinde belirtilen “disiplin hapis cezası” kavramı içinde olup, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapis türüdür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 05.12.2006 tarih, 2006/16-304 Esas ve 2006/273 Karar sayılı kararına göre bu şikayetin oluşabilmesi için gereken koşullar şöyledir:
1- Nafaka ödenmesi hakkında verilmiş bir karar olmalıdır.
İlgili maddenin önceki hali sadece ilamda yazılı nafakanın ödenmemesini kapsarken, değişiklik yapılarak ara kararlar da şikayete tabi tutulmuş ve en son 5358 Sayılı Kanun ile yukarıdaki son halini almıştır. Bu son haline göre söz konusu karar “nafaka ilamı” ya da “nafakaya ilişkin ara karar” da olabilir. Nafaka alacağı nitelik olarak “öncelikli alacak” olup, amaç nafaka yükümlüsü tarafından düzenli ödenmesini sağlamaktır. O yüzden ara kararda belirlenen nafakanın da bu kapsamda olması isabetlidir.
2- Aylık nafakanın tahsiline ilişkin başlatılan icra takibi kesinleşmiş olmalı:
İcra takibi kesinleşmeden yapılan şikayetler reddedilmektedir. O yüzden tebligat yapılmalı ve takip kesinleşmelidir. Çünkü şikayete konu aylık nafakanın süre hesabında dikkate alınmaktadır.
3- İcra emrinin tebliğ tarihinden şikayet tarihine kadar en az 1 ay süre işlemiş olmalı:
Eğer icra takibinin başında şikayet yoluna gidilecekse, tebliğ tarihinden itibaren en az bir aylık süre geçmeli ki aylık nafakanın ödenmemesi söz konusu olabilsin. Yine bu 1 aylık sürenin geçmiş olmasına dikkat edilmezse şikayet reddedilir. Takibin kesinleşmesinden çok sonraki aya ilişkin şikayette bulunulacaksa suç tarihinin, yani şikayete konu aylık nafakanın tarihinin yazılmasında fayda var. Çünkü (tecrübemle sabit olduğu üzere) Mahkeme tebliğ tarihinden itibaren işleyen ilk nafakayı şikayete konu kabul edip, bu tarihten sonra dosyada işlem yapıldığından bahisle suçtan haberdar olunduğunu ve üç aylık şikayet süresinin geçtiğini gerekçe göstererek şikayeti reddedebilir ve siz de uğraşmak zorunda kalabilirsiniz. Yasaya uygun uygulama ise şikayet tarihinden geriye dönük üç ay içerisindeki aya ilişkin nafakanın ödenmemesi hakkında başvurunun yapıldığının kabulü yönündedir. Dediğim gibi işi sağlama alıp suç tarihini dilekçeye yazmakta fayda var.
4- Ödenmeyen aylık nafakaya ilişkin şikayet en çok üç ay içinde yapılmalıdır:
Bu süre hak düşürücü süredir. Şikayet etmek istediğiniz aylık nafaka üzerinden üç ay geçtiği takdirde şikayet hakkınız düşecek olup, bu hususu Mahkeme resen dikkate alır.
5- Birikmiş nafakalar için bu şikayet yoluna başvurulamaz:

Aylık nafaka alacağı, kamu alacağı gibi, “öncelikli alacak” niteliğindedir. Yani nafaka alacaklısı önceden başkası tarafından haciz konulmuş mala haciz isterse, 1. sıradan iştirak eder. Fakat dikkat edilmesi gereken husus, bu durumun sadece “aylık nafaka alacağı” için söz konusu olmasıdır. Çünkü birikmiş nafaka “adi alacağa” dönüşür. Mesela hem birikmiş hem devam eden aylara ilişkin nafakanın tahsiline yönelik başlatılan icra dosyası ile haciz mala iştirak edildiğinde, aylık nafaka 1. sıraya, birikmiş nafaka ise son sıraya geçer. Fakat birikmiş nafaka her ne kadar adi alacağa dönüşse de, üzerine haciz konulamaz. Gerekçesi ise, nafakanın, mahkemece kişinin yaşamasını sürdürebilmesi için öncelikle ve zaruri olarak hükmedilen bir para olması, bu yönü itibariyle bir an önce tahsili gerektiğinden ara kararla dahi icra takibi başlatılabilir. Birikmiş nafakanın adi alacağa dönüşmesi, onun, kişinin yaşamanı sürdürebilmesi için öncelikli ve zaruri bir para olduğu hususunu değiştirmez . (Yargıtay 12. H.D. 2002/14311 E.-2002/15013 K.-09.07.2002 T.)

4 Nisan 2016 Pazartesi

İştirak Nafakasında Tebligat Ve Artış Oranı

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/11894
K. 2004/10996
T. 14.10.2004
TEBLİGATIN USULSÜZLÜĞÜ ( Davalının Adreste Bulunmama Nedeninin Belirtilmemesi Haber Verilen Komşusunun İmzasının da Alınmaması )
İŞTİRAK NAFAKASINDA ARTIRIM ORANI ( TEFE Artış Oranının Esas Alınması Gereği - TÜFE Artış Oranının Esas Alınmasının Yargıtay'ın Yerleşmiş Uygulamasına Ters Olduğu )
NAFAKA ARTIRIM ORANI ( İştirak Nafakası - TEFE Artış Oranının Esas Alınması Gereği/TÜFE Artış Oranının Esas Alınmasının Yargıtay'ın Yerleşmiş Uygulamasına Ters Olduğu )
TEFE ARTIŞ ORANI ( İştirak Nafakasında Bu Oranın Esas Alınması Gereği)
7201/m. 21
4721/m. 182

ÖZET : 1- Davalının adreste bulunmama nedeninin belirtilmemesi, haber verilen komşusunun imzasının da alınmaması, Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28'inci maddelerine aykırıdır. 
2- İştirak nafakasının artırımında TEFE artış oranının esas alınması gerekirken, TÜFE artış oranının esas alınması Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına ters olup, bozmayı gerektirmiştir. 
DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: 
KARAR : Davacı vekili dilekçesi ile; önceki iştirak nafakasının yetersiz kaldığını ileri sürerek aylık 100.000.000 liraya yükseltilmesini talep ve dava etmiş; bilahare ibraz ettiği 2.1.2003 tarihli dilekçe ile de hüküm altına alınacak nafakanın gelecek yıllarda TÜFE artış oranında artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 
Mahkemece, dava kabul edilerek aylık nafakanın 100.000.000 liraya yükseltilmesine ve gelecek yıllarda her yıl TÜFE artış oranında artırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. 
Yargılamanın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp yargılamanın bir an evvel sonuçlandırılabilmesi için öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilerek taraf teşkilinin sağlanması gerekir. Bu da çıkarılacak davetiyenin Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü hükümlerine uygun olarak tebliği ile mümkündür. 
Somut olayda, davalı adına çıkartılan ilk davetiyenin adresinde bulunmaması nedeni ile ikinci adresine sevk edildiği, bu adresten de ayrılmış olduğu Topçular muhtarı C. K. ın imzalı beyanı ile tespit edilerek davetiyenin iade edildiği, bilahare İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğüne çıkartılan ikinci davetiyenin de Topçular'daki aynı adresi sevkedildiği ve Tebligat Kanununun 21. maddesi gereğince Topçular muhtarı Celil Kulaksız'a tebliğ edildiği, ancak bu kez de; davalının adreste bulunmama nedeni belirtilmediği gibi, haber verilen komşusunun imzasının da alınmadığı, yapılan tebligatın Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28'inci maddelerine göre usulsüz olduğu anlaşılmıştır. 
Bu nedenle aleyhine dava açılan davalının usulüne uygun şekilde duruşma gün ve saatinden haberdar edilmesi gerekirken, gıyabında yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
Kabule göre de; gelecek yıllarda TEFE artış oranının esas alınması gerekirken, TÜFE artış oranının esas alınması Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına ters olup, bozmayı gerektirmiştir. 

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

İştirak Nafakasına İtirazda Görevli Mahkeme

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/7997
K. 2005/8108
T. 18.7.2005

• İŞTİRAK NAFAKASININ TAHSİLİ ( Aile Hukukundan Doğan Borca İlişkin İtirazın İptali Davasında Aile Mahkemesi Görevli Olduğu )

• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Aile Hukukundan Doğan Borca İlişkin İtirazın İptali Davasında Aile Mahkemesi Görevli Olduğu )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Aile Hukukundan Doğan Borca İlişkin İtirazın İptali Davasında Aile Mahkemesi Görevli Olduğu )

4787/m. 14
4721/m. 182, 327
1086/m. 7, 8
2004/m. 67

ÖZET : Dava, iştirak nafakasının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir. İtirazın iptali davaları genel hükümlere tabidir. İİK'da göreve ilişkin özel bir düzenleme yoktur. Dava konusu borç, aile hukukundan doğduğuna göre itirazın iptali istemiyle açılan davada aile mahkemesi görevlidir. Aile mahkemesince aksi kanaat ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.

DAVA : Dava dilekçesinde 1.720.000.000.- Lira nafaka alacağının faizi ile birlikte tahsili için yapılan takibe itirazın iptali ile % 40 tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın değerine göre görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesi ile dava dilekçesinin görev yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davada; ödenmeyen iştirak nafakası alacağının faizi ile birlikte tahsili için yapılan takibe itirazın iptali ile % 40 tazminatın hüküm altına alınması talep ve dava edilmiş, mahkemece, 4787 Sayılı Yasa ile kurulan aile mahkemelerinin ihtisas mahkemeleri olup, takip hukukuna ilişkin ve kendine özgü kuralları olan itirazın iptali davalarında, alacak nafakaya ilişkin olsa dahi genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesi ile, dava dilekçesinin görev nedeni ile reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca 4722 sayılı Türk Medeni Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun kapsamındaki aile hukukundan ( 2. kitabı ) doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür.

İİK'nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası genel hükümlere tabidir. İcra ve İflas Kanununda göreve ilişkin özel bir hüküm öngörülmemiştir.

Davada; borcun TMK'nun 182/2, 327 ve devamı maddelerinden kaynaklandığı ve dolayısıyla "Aile Hukukuna" ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır. Borç, Aile Hukukundan ( nafaka yükümlülüğünden ) doğduğuna göre; açılan bu davanın 4787 Sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince, aile mahkemesinde bakılması gerekmektedir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.07.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

İştirak Nafakası

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/12096
K. 2005/14638
T. 24.10.2005

• İŞTİRAK NAFAKASI ( Malvarlığı ve Geliri Olmayan Kadının Sorumlu Tutulamayacağı)

• MALVARLIĞI VE GELİRİ OLMAYAN KADIN ( İştirak Nafakası ile Sorumlu Tutulamayacağı )
• BOŞANMA ( Malvarlığı ve Geliri Olmayan Kadının İştirak Nafakası ile Sorumlu Tutulamayacağı )
4721/m. 182
ÖZET : Taraflar arasındaki boşanma davasına ilişkin dosya kapsamından kadının herhangi bir işte çalışmadığı, geçimini ailesinin katkısı ile sağladığı, adına kayıtlı menkul ve gayrimenkul olmadığı anlaşılmaktadır. Geliri ve malvarlığı bulunmayan kadın iştirak nafakası ile sorumlu tutulamaz. 
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm nafaka yönünden temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü: 

KARAR : Davacı kadının herhangi bir işte çalışmadığı, geçimini annesi ve kardeşlerinin katkısıyla sağladığı, herhangi bir gelirinin olmadığı adına kayıtlı menkul ya da gayrimenkulü bulunmadığı 19.01.2004 tarihli emniyetçe düzenlenen tutanaktan anlaşılmaktadır. Geliri ve malvarlığı bulunmayan davacı kadının iştirak nafakası ile sorumlu tutulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

31 Mart 2016 Perşembe

HAKİM VE SAVCI ADAYLARININ EĞİTİMLERİ SONUNDA YAPILACAK YAZILI SINAVIN USUL VE ESASLARINA DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK

ADLİ YARGI HÂKİM VE SAVCI ADAYLARI İLE İDARÎ YARGI HÂKİM
ADAYLARININ EĞİTİMLERİ SONUNDA YAPILACAK YAZILI
SINAVIN USUL VE ESASLARINA DAİR YÖNETMELİKTE
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
MADDE 1 – 27/7/2004 tarihli ve 25535 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adayları ile İdarî Yargı Hâkim Adaylarının Eğitimleri Sonunda Yapılacak Yazılı Sınavın Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 3 – Bu Yönetmelik, 23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 28 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.”
MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 4 – Bu Yönetmelikte geçen;
a) Aday: Adlî yargıda hâkim ve savcı adaylığına atananlar ile idarî yargıda hâkim adaylığına atananları,
b) Akademi: Türkiye Adalet Akademisini,
c) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
ç) Başkanlık: Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığını,
d) Başkan: Türkiye Adalet Akademisi Başkanını,
e) Eğitim: Meslek öncesi eğitimi,
f) Eğitim Merkezi: Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezini,
g) Kurul Başkanı: Sınav Kurulu başkanını,
ğ) Sınav: Meslek öncesi eğitimin bitiminde yapılan yazılı sınavı,
h) Sınav görevlisi: Başkan tarafından belirlenen ve sınavın yapılmasına nezaret eden görevlileri,
ı) Öğretim elemanları: 4954 sayılı Kanunun 22 ve 23 üncü maddeleri kapsamında olanlardan, Akademide ders vermek üzere görevlendirilenleri,
i) Yönetim Kurulu: Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunu,
ifade eder.”
MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 5 – Yapılacak sınavı yönetmek ve sonuçlandırmak üzere bir başkan, dört asıl ve iki yedek üyeden oluşan bir Sınav Kurulu oluşturulur.
Sınav Kurulunun başkan ve üyeleri, Akademide ders veren öğretim görevlileri arasından Başkanın teklifi üzerine Yönetim Kurulunca seçilir.
Sınav Kurulu, üyelerinin tamamının katılımı ile toplanır ve salt çoğunlukla karar verir.
Kurul Başkanının toplantılara katılamaması durumunda yerine mesleki olarak en kıdemli asıl üye vekâlet eder.
Asıl üyelerden birisinin mazeret nedeniyle katılamaması veya Kurul Başkanına vekalet etmesi halinde mesleki olarak en kıdemli yedek üye Sınav Kuruluna katılır.”
MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 6 – Sınav Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Sınavın süresini ve puanlama esaslarını belirlemek.
b) Oluşturulan soru bankası içinden soruları belirlemek.
c) Sınavın düzenli şekilde yürütülmesini sağlamak.
ç) Cevapları değerlendirmek, sınav tutanaklarını düzenlemek ve sınav evrakını Başkanlığa teslim etmek.
d) Sınav sonuçlarına yapılacak itirazları incelemek ve karara bağlamak.”
MADDE 5 – Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 8 – Sınavlar, eğitimin bittiği tarihten en az onbeş gün sonra yapılır.
Sınavın yapılacağı yer ve zaman ile sınavın usulü, adli ve idari yargı adayları için ayrı ayrı olmak üzere, Başkan tarafından belirlenir.
Sınav yeri ve zamanı eğitimin sona ereceği tarihten üç gün önce Eğitim Merkezinin ilan panosunda ve Akademinin internet sitesinde ilan edilir.”
MADDE 6 – Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 10 – Hazırlık ve son eğitim dönemlerinde ders veren öğretim görevlileri sınav gününden en geç beş gün önce kendi alanlarıyla ilgili klasik veya test usulüne göre hazırlayacakları dört sınav sorusunu cevap anahtarlarıyla birlikte yazılı ve dijital olarak kapalı ve imzalı zarf içinde Kurul Başkanına ulaştırılmak üzere Başkanlığa teslim ederler.
Sınav Kurulu tarafından daha önce Başkanlığa teslim edilmiş olan sorular içerisinden, sınavda sorulacak olan sorular seçilir ve her sorunun 100 üzerinden ağırlık puanı belirlenir.”
MADDE 7 – Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 11 – Sınav süresi, sınavda uyulacak kurallar ve puan hesaplama esasları, sınav tarihinden en geç bir gün önce Akademinin internet sitesinden duyurulur.
Adaylar sınav saatinden yarım saat önce sınav salonuna alınırlar.
Sınav soruları sınav görevlileri tarafından adaylar önünde açılır ve dağıtılır.”
MADDE 8 – Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 15 – Adaylardan haklı bir sebeple sınava giremeyenler, mazeret olarak ileri sürdükleri hususun ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü içinde Başkanlığa bildirir.
Mazereti Başkan tarafından haklı görülen adayların sınavı, belirlenen günde yapılır.”
MADDE 9 – Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 16 – Adaylardan;
a) Sınav Kurulu başkanının izni olmadan sınav salonunu terk edenler,
b) Sınavda kopya çekenler, verenler veya bunlara teşebbüs edenler,
c) Sınav kağıtlarına belirtici işaret koyanlar,
ç) Kendi yerine başkasının sınava girmesini sağlayanlar,
d) Sınav düzenine ve kurallarına aykırı davranışta bulunanlar,
hakkında tutanak düzenlenir ve bu kişilerin sınavları geçersiz sayılır.”
MADDE 10 – Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir
Madde 17 – Adaylardan;
a) Yapılan sınavda 70 puandan daha düşük puan alanlar,
b) Sınavı geçersiz sayılanlar,
c) Sınava haklı sebep olmaksızın katılmayanlar,
başarısız kabul edilir.”
MADDE 11 – Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İkinci sınav, sonuçların kesinleşmesinden itibaren iki ay içinde birinci sınavın usul ve esaslarına göre yapılır.”
MADDE 12 – Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Sınav evrakı, iki yıl süreyle Akademi arşivinde saklanır. Ancak; idari yargı yoluna başvuran adaylar hakkındaki evrakın muhafazasına açılan davaya ilişkin karar kesinleşinceye kadar devam edilir.”
MADDE 13 – Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 14 – Aynı Yönetmeliğin geçici 2 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 15 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 16 – Bu Yönetmelik hükümlerini Türkiye Adalet Akademisi Başkanı yürütür.